Girizgah
yollardan geçtim, geçtim de kalpsiz şehirlerden, az gittim uz gittim, düzlükler sisliydi,ve hazine arazilerini ekmişti köylüler…cılız ışıklı ıssız yollar –sonları gerçekten görünmüyordu- ve terkedilmiş benzin istasyonları selamladılar bir tek beni, bi de resim dersinde çizdigimiz kibrit kutusu evler misali evlerin, bacasından çıkan incecik dumanlar(muhtemelen evin anası kalkmış,yakmıştı sobayı yavrularını kaldırmadan) ama ben yine de ,kamyoncuların yalnızlıklarına ağladım…yemeğin en tazesi onlaraydı ve çay bedavaydı, uyku da çekerlerdi parkedip tesislere ,onları uyandıracak bekçi de vardı…ama ben ,işte,yine de… soğuktu..güneşin bile üşüyerek doğduğu günlerden biriydi sanırım…ve geçtim,geçtim de bunları ,un fabrikalarına seslendim..öğütün!öğütün beni ama makine olmasın, öğütün dedenizin usulü ile ki acı kalmasın…alın koyun iki taş ortasına…eti sizin olsun kemikleri de, ama dikkat edin şu kafatasıma ve çok hırpalamayın, zira çelenklerimi ekeceğim ben oraya,sakın dokunmayın…
yollardan geçtim,geçtim de kalpsiz un fabrikalarını, -dedeleri bilge değirmenlere layık torun değillerdi bi kere daha anladım ya- ve sanırım yine takılıp kaldım kamyonculara ,yok bu sefer kamyoncuların yolunu gözleyen çocuklarına –hadi dürüst olayım ,kadınlarına- gözümün önüne geldi bir tanesi…genç,oturmuş cam kenarına gözleri çakılı ufkun bilmem hangi sonsuz noktasında…bekler,kocası gelsin ,gelsin de para getirsin.yeni entari alsın,giyinsin ,e ,komşu kızının düğünü var ,kocası gelsin ,gelsin.kış geldi dayandı kapıya,kömür lazım ve birazcık da odun kömürü tutuşturmaya,kocası gelsin,gelsin de doktora çıksın,karnında bir ağrı ,yoksa bir bebek mi yolda..kocası gelsin…sadece o gelse olmaz mı ya..para da,entari de,kömür de,doktor da ,çocuk da yok aslında…ama ,kızamazsın,yoldaki bilmez,yol bildirmez zira, götürür seni ve giden bilmez,kalana sormak lazım..kalana ağlamak lazım..”giden mi sürgün kalan mı”diyordu ya bi şarkıda.. içimden kızdım kamyonculara kadınlarını ağlattıkları için ve hepsini simitçi yaptım..ya da limon satacaklar her gün pazarda…kazançları daha az olacak belki ama eve dönecekler ,akşam ezanı okununca…
yollardan geçtim,geçtim de kalpsiz kamyoncuları ,geldim kiremit fabrikalarına , hey gidi kızıl çamur,hey gidi toprağın kızı,şimdi depolarda güneşsiz beklemektesin..kimbilir hangi yuvanın damına yolculuğun,sen bir büyük ev umarsın ya..geniş bir çatı olmalı en çok da,yalnızlığı sevmezsin zira,diğerleriyle yaşamalısın mutlu mesut ..kulak veririm onlara, beni ne dubleksler istedi de gitmedim der biri ,gözü de yükseklerdedir ya..bir kiremitin gözünün yüksekte olması dikkati nedense pek çekmese de diğerleri ona güler,güneşe kavuşalım da ,razıyız derler bir gecekonduya,hem evin büyüğünü neyleyelim,hayalleri kendilerine sığmayanları bulabilsek ya biz,o zaman ereriz kiremit olmanın gerçek mutluluğuna…ve devam eder öbürü ,biz kendimiz için yaşamayız zira, var oluruz çatısını kapattıklarımızla,var oluruz sadece yağmurdan koruduklarımızla…güzel söz derim…hey gidi kızıl çamur,hey gidi toprağın kızı,yazın görmüştüm sizi, sen ve arkadasların- o gözü yükseklerde olan yoktu ama aranızda -güneşte uyuyordunuz..uyumuyor kuruyordunuz,kurumuyor ölüyordunuz,ölmüyor ,doğuyordunuz..anladım feragat nerden gelir,anladım neden herkes seni başının üstüne koyar..anladım,doğmak için küllerden ,yanmak gerekir,bilir misin,biz insanlarda böyleyiz,e,benzeriz tabi size,aslımız bir,topraktan geliriz.başlarda taşınmak için,acı çeker(pişeriz) acıyla yaşar ( kururuz)..
yollardan geçtim,geçtim de kalplerini emanet vermiş kiremitleri,sigara fabrikalarına geldim,uzunca parmakları sararmış kızlar geldiler oturdular karşıma,yıllardır aynı fabrikada sabah 6 akşam 5,daha kolay gelir dantel örmekten artık tütün sarmak onlara,sabahın tütün kadar keskin bu saatinde de ,alpay’ın şarkısı geldi aklıma,ey fabrika kızı..sarar sarar her sigarayla bir dilek tutar,bunu içince biri ,yerine gelir o zaman belki dileği…bir sigara yakayım dedim, dileği gerçek olacaksa eger birinin, sigaraya başlamaktan kim korkar.
yollardan geçtim,geçtim de kalpleri parmaklarına inat sararmamış kızları ,hoş bulsun diye misafire demli çayların verildiği yerlere geldim…benimki açık olsun diyemedim- sorulmamıştı,zaten ayıptı da sorulmazdı-olsun, tebessümlerini kattım içine ben de şeker niyetiyle,oldu bitti,hem de yakmayan bir sıcaktı…demli çaymış,en güzel hoş geldin buralarda..aldım ,kabul ettim…ben de dedim,eğer gelirseniz birgün şehrime ,size de ikram ederim aynından hem de sallama olmayanından
Yollardan geçtim, geçtim de kalpsiz kendimi,-geçemedim ya dostlar ,olsun bu yine de en sevdiğim yalan- yollar bitti bugünlük, gördüm ki,ben kendi bulanık sularımdan şikayet ederken,dışarıda gerçeklerden örülü acı bir hayat var…
Teşekkür faslı
şükrettim halime,vazgeçtim kafatasımı da saklamaktan,sordum kendime,sızlanmak neden ayağına batan dikenden ,aç gözünü gör ,sırtında onca ok ‘a rağmen yaşayanlar var.. nimetler ateşten gömlek,bilmezsen kadrini, yakarak gider seni de bakarsın sadece arkalarından.. artık vazgeç ey kendim,çocuk misali oyalanmaktan ,ve unutma,sorumlusun sen,acı çeken her bir insandan…
dedim ya,yol bitti şimdilik ,sefer ise yine yeniden başlıyor…çok çalışmalıyız çook
Ve dönüşte farkettim ki düzlüklerde sisler gitmiş,ve aslında hazine araziye ekmişti hayallerini köylülerin…
Not: aslında sadece kamyoncu ağabeylerimizi yazacaktım…ve siz yine de sadece kamyonculara ağlayın..Karayollarında degil, eşlerinin kollarında ölmeleri dileğiyle…
SÜMEYYE ÜNSAL